Yıllardır eğitimlerde insan davranışını, stresi, psikolojik sağlamlığı ve zihnin çalışma biçimini anlatıyorum. Bazı konuların karşılık bulması çok kolay. Stres dediğinizde herkesin anlatacak bir hikâyesi oluyor. Motivasyon, iletişim, zor insanlarla çalışmak dediğinizde konu hemen hayata değiyor.
Ama sıra uykuya geldiğinde aynı etkiyi yaratmak daha zor.
“Uyku çok önemli” diyorum. İnsanlar başlarını sallıyor. Zaten hepimiz bunu biliyoruz. Sonra gece oluyor. Bir bölüm daha izliyoruz, biraz daha telefona bakıyoruz, aslında yarına kalabilecek bir işi bitirmeye çalışıyoruz. Uykumuz geliyor ama yatmıyoruz.
Sanırım mesele uykunun önemini bilmememiz değil.
Uykuyu hâlâ hayatın geri kalanından artan zamana koymamız.
İlk vazgeçtiğimiz şey neden uyku oluyor?
Gün içinde yapılması gereken ne varsa önce onları yerleştiriyoruz. İş, toplantılar, çocuklar, arkadaşlar, ev, telefon, dizi, biraz da kendimize ayırmak istediğimiz zaman… Hepsi bittikten sonra geriye ne kaldıysa uyuyoruz.
Bir yerden zaman kazanmamız gerektiğinde de ilk pazarlığı çoğu zaman uykuyla yapıyoruz. “Bugün beş saat uyusam bir şey olmaz.” “Hafta sonu tamamlarım.” “Şu işi de bitireyim, sonra yatarım.”
Çünkü uykusuzluğun bedeli her zaman hemen görünmüyor. Bir gece az uyuduğumuzda hayat durmuyor. Sabah kalkıyoruz, kahvemizi içiyoruz, işe gidiyoruz ve devam ediyoruz.
Ama devam ediyor olmamız, aynı şekilde işlediğimiz anlamına gelmiyor.
Uyku yalnızca bedenimizin dinlendiği pasif bir zaman değil. Öğrenme ve bellekten dikkat ve duygu düzenlemeye kadar pek çok süreçle ilişkili temel bir biyolojik ihtiyaç.
Dolayısıyla “Biraz az uyudum, sadece yorgunum” cümlesi her zaman durumu tam anlatmıyor.
Uykusuzken yalnızca enerjimiz azalmıyor
Kendi hayatımda da bunu çok net fark ediyorum. İyi uyumadığım bir gün yalnızca daha yorgun olmuyorum. Sabrım değişiyor. Dikkatim değişiyor. Normalde üzerinde durmayacağım bir konuya daha fazla takılabiliyorum. Küçük bir aksaklık gözümde büyüyebiliyor.
İyi uyumadığınız bir gününüzü düşünün. Trafikte verdiğiniz tepki aynı mı? Çocuğunuz aynı soruyu üçüncü kez sorduğunda sabrınız değişiyor mu? Toplantıda biri fikrinize itiraz ettiğinde onu dinlemek daha mı zor geliyor?
Bazen “Bugün herkes üzerime geliyor” dediğimiz günlerde gerçekten herkes üzerimize geliyor olabilir.
Ama bazen de bizim o güne karşı koyma kapasitemiz azalmıştır.
Bu ayrımı önemli buluyorum. Çünkü yaşadığımız her şeyi dış koşullarla açıklamaya eğilimliyiz. Oysa o koşulları karşılayan bir bedenimiz ve sinir sistemimiz de var.
Uyku, duygu regülasyonunun da bir parçası
Uyku araştırmalarında dikkat çeken konulardan biri de duygu düzenleme. Yetersiz veya bozulmuş uykunun ertesi gün duygusal tepkilerimiz ve onları düzenleme kapasitemizle ilişkili olduğunu gösteren çalışmalar var.
Bu benim için özellikle önemli. Çünkü duygu regülasyonundan söz ederken çoğunlukla zihinsel ve davranışsal yöntemlere odaklanıyoruz: Dur, fark et, nefesini düzenle, düşünceni yeniden değerlendir, tepki vermeden önce bekle…
Bunların hepsi değerli.
Ama bazen kendimizi düzenlemek için yalnızca yeni bir teknik öğrenmeye değil, temel fizyolojik ihtiyaçlarımızı ciddiye almaya da ihtiyacımız var.
Çok az uyuyup ertesi gün kendimizden yüksek konsantrasyon, sabır, özdenetim ve iyi kararlar beklemek pek gerçekçi olmayabilir.
İnsan davranışını sadece zihinden ibaret düşündüğümüzde bedeni kolayca unutuyoruz.
“Kaç saat uyumalıyım?” tek soru değil
Uyku konuşulduğunda konu çoğu zaman tek bir soruya geliyor: Kaç saat uyumalıyız?
Yetişkinler için genel öneriler düzenli olarak en az yedi saatlik uyku yönünde. Ama yalnızca rakama odaklandığımızda daha önemli bir noktayı kaçırabiliyoruz:
Uyku bizim için öncelik sırasında nerede?
Yedi saat uyumanın faydasını bilmek başka, gece elimizde telefon varken onu bırakıp yatağa gitmek başka. Bilgi ile davranış arasındaki o tanıdık boşluk burada da karşımıza çıkıyor.
Belki kendimize sadece “Kaç saat uyudum?” diye sormak yerine başka şeylere de bakabiliriz. Uykuyu sürekli erteliyor muyum? Yorulduğumu fark ettiğim halde neden yatmıyorum? Uyku saatim her gün başka bir şeye göre mi şekilleniyor?
Çünkü mesele yalnızca uyku süresi değil; uykuya hayatımızda verdiğimiz yer.
Yarın nasıl biri olmak istiyorsunuz?
Bu yüzden “Daha çok uyuyun” demek yerine başka bir soru sormayı daha anlamlı buluyorum:
Yarın nasıl biri olmak istiyorsunuz?
Daha dikkatli mi? Daha sabırlı mı? Daha dengeli mi? Daha iyi düşünebilen, dinleyebilen ve karar verebilen biri mi?
Bunların hazırlığı yalnızca ertesi sabah başlamıyor. Bir kısmı bir gece önce başlıyor.
Bu bakış açısı benim için uykunun yerini değiştiriyor. Uyku, günün sonunda yapılacak her şey bittikten sonra kalan boşluğa koyduğumuz bir faaliyet olmaktan çıkıyor. Uyanık olduğumuz saatlerin nasıl geçeceğini etkileyen temel ihtiyaçlardan biri haline geliyor.
Elbette hayatın her döneminde uykumuzu istediğimiz gibi düzenleyemeyebiliriz. Küçük bir çocuk, yoğun bir iş dönemi, bakım sorumlulukları, sağlık sorunları ya da başka koşullar uykumuzu etkileyebilir. Bu nedenle meseleyi “İyi uyumuyorsanız yeterince önemsemiyorsunuz” kadar basite indirgemek doğru olmaz.
Ama değiştirebildiğimiz alanda uykuyu sürekli listenin sonuna koyup koymadığımıza bakabiliriz.
Çünkü uyku hayattan çaldığımız bir zaman değil.
Uyanık olduğumuz hayatın kalitesine yaptığımız en temel yatırımlardan biri.
Belki bu akşam kendimize yalnızca “Kaçta yatmalıyım?” diye sormayalım.
Bir soru daha soralım:
“Yarın sabah nasıl bir ben olarak uyanmak istiyorum?”Tüm makaleler







