İçeriğe geç
Partner Eğitim — Training & Coaching — ana sayfa

Kendine Liderlik & Psikolojik Sağlamlık

Her Şeyin Olumlu Tarafını Bulmak Zorunda mıyız?

4 dk okuma · Partner Eğitim

Yıllardır eğitimlerde pozitif tutumdan, düşüncelerimizin üzerimizdeki etkisinden ve yaşadığımız olaylara farklı açılardan bakabilmekten söz ediyorum. Bir olayın karşısında takılıp kaldığımızda “Başka nasıl bakabilirsin?”, “Buradan ne öğrenebilirsin?”, “Farklı bir açıdan baktığında ne görüyorsun?” gibi soruların gerçekten işe yaradığına da inanıyorum.

Ama yaş aldıkça pozitif düşünmekle ilgili başka bir şey daha öğrendim:

Bazen yaşadığımız bir olayın olumlu tarafını bulamayız. Çünkü o anda gerçekten görebileceğimiz olumlu bir taraf yoktur.

Bir şey kaybetmişizdir. Çok istediğimiz bir şey olmamıştır. Güvendiğimiz biri bizi hayal kırıklığına uğratmıştır. Bir kapı hiç beklemediğimiz anda yüzümüze kapanmıştır.

Böyle zamanlarda çevremizden iyi niyetle gelen “Olumlu tarafından bak”, “Vardır bunda da bir hayır”, “Demek ki böyle olması gerekiyormuş” cümleleri pek iyi gelmeyebilir. Çünkü siz zaten bakıyorsunuzdur. Sağına bakıyorsunuz, soluna bakıyorsunuz, kendinizi ikna etmeye çalışıyorsunuz ama hayır; o anda yaşadığınız şeyde iyi bir taraf göremiyorsunuzdur.

Belki de görmek zorunda değilsinizdir.

Her şeyi hemen anlamlandırmak zorunda mıyız?

Eskiden böyle durumlarda ben de kendimi biraz zorlardım. Sonuçta insanlara pozitif bakış açısını, yeniden çerçevelemeyi, düşüncelerimizi yönetebilmeyi anlatıyorum. Benim de yaşadığım şeyin içinden bir anlam çıkarmam gerekmez mi?

Zamanla bunun da insanın kendisine yaptığı başka bir baskı olabileceğini düşünmeye başladım.

Her yaşadığımız şeyi hemen anlamlandırmak, her acının içinden bir kazanım çıkarmak, her hayal kırıklığına bir ders bulmak zorunda değiliz. Bazen olan şey sadece canımızı yakar. Ve bir süre öyle kalır.

Bu, olumsuz düşünmek değildir. Yaşadığımız deneyime biraz zaman tanımaktır.

Çünkü olayın tam ortasındayken sahip olduğumuz bilgi sınırlıdır. Ne olacağını, bunun bizi nereye götüreceğini, birkaç yıl sonra aynı olaya nasıl bakacağımızı bilmiyoruz.

Ben böyle zamanlarda hayatı büyük bir puzzle gibi düşünürüm.

Elinizde yalnızca bir parça varsa…

Elimde tek bir puzzle parçası olduğunu hayal ederim. Parçaya bakarım, çeviririm, tekrar bakarım. Üzerindeki şekil hiçbir şeye benzemiyordur. Bir kedinin kuyruğu olabilir, bir binanın çatısı, bir ağacın dalı ya da gökyüzünün küçücük bir köşesi…

Ne kadar bakarsam bakayım anlayamam.

Çünkü sorun benim yeterince iyi bakmamam değildir. Elimde resmin sadece bir parçası vardır.

İşte böyle zamanlarda kendime sorduğum bir soru var:

“Acaba büyük resimde ne var?”

Bu soru yaşadığım şeyi bir anda güzelleştirmiyor. Acıyı yok etmiyor, hayal kırıklığını ortadan kaldırmıyor, kötü bir olayı iyi bir olaya çevirmiyor.

Sadece bilmediğim bir alan bırakıyor.

“Şu anda bunun hayatımdaki yerini göremiyorum” diyebilme hakkı veriyor.

Bence bazen “Bilmiyorum” diyebilmek insana iyi gelir. Çünkü hayat her zaman cevabı olayla birlikte vermiyor.

Bazı parçaların yeri sonradan belli oluyor

Bazı cevapları gerçekten yıllar sonra alıyoruz.

Çok istediğimiz halde açılmayan bir kapının bizi başka bir yola götürdüğünü, bitmesine çok üzüldüğümüz bir dönemin başka bir başlangıca yer açtığını ya da yaşadığımız bir başarısızlığın daha sonra verdiğimiz önemli bir kararın parçası olduğunu sonradan görebiliyoruz.

Olay yaşanırken bunların hiçbirini bilmiyoruz. Elimizde sadece o tuhaf puzzle parçası var.

Hayat ilerledikçe başka parçalar geliyor. Bazen bir gün, hiç anlam veremediğimiz o parçanın resimde nereye ait olduğunu fark ediyoruz.

Ama burada “Her şeyin sonunda mutlaka güzel bir şey olur” gibi bir yere gitmek istemiyorum. Hayat bize böyle bir söz vermiyor.

Bazı yaşadıklarımız gerçekten kötüdür. Bazı kayıpların yerine başka bir şey gelmez. Bazı olaylara yıllar sonra bile dönüp “İyi ki yaşamışım” demeyiz.

Pozitif olmak da kötü olana zorla iyi demek değildir.

Belki daha olgun bir pozitiflik, bugün göremediğimiz şeyler olabileceğine küçük bir alan bırakabilmektir.

Bazen olay değişmez, biz değişiriz

Yıllar sonra aynı olaya bakan kişi artık aynı kişi değildir.

Deneyimlerimiz değişmiştir. İlişkilerimiz, öğrendiklerimiz, önceliklerimiz değişmiştir. Bir zamanlar yalnızca haksızlık olarak gördüğümüz bir olayın bize sınır koymayı öğrettiğini fark edebiliriz. Büyük bir başarısızlık olarak gördüğümüz şeyin bizi hiç düşünmediğimiz bir yöne çevirdiğini görebiliriz.

Ya da hiçbir büyük ders bulmayız.

Ama artık o parçayı hayat hikâyemizin içinde taşıyabilecek kadar değişmişizdir.

Sanırım pozitif düşünmeye bakışım da yıllar içinde bu nedenle değişti. Artık pozitifliği her durumda güzel bir taraf bulmak olarak görmüyorum. Bazen pozitiflik, hiçbir olumlu taraf göremediğimiz halde hayatın o anda gördüğümüzden daha büyük olduğunu hatırlayabilmek.

Üzüntüyü inkâr etmeden, kızgınlığı bastırmadan, “Bunda da bir hayır vardır” demek zorunda kalmadan biraz bekleyebilmek.

Her parçayı elimize geçtiği anda yerine koymak zorunda değiliz.

Belki umut, hikâyenin henüz bitmediğini bilmektir

Bugün geriye dönüp kendi hayatıma baktığımda, yaşarken anlam veremediğim bazı olayların şimdi birbirine daha yakın durduğunu görüyorum. Aldığım kararlar, karşıma çıkan insanlar, kapanan ve açılan kapılar… O zaman göremediğim bazı bağlantıları bugün daha rahat görebiliyorum.

Muhtemelen bugün yaşadığım bazı şeylerin yerini de henüz bilmiyorum.

Bu düşünce bana iyi geliyor. Çünkü beni zorla iyimser olmaya mecbur etmiyor. Sadece aceleyle hüküm vermemi engelliyor.

Belki umut da biraz budur.

Her şeyin mutlaka güzel sonuçlanacağına inanmak değil; hikâyenin henüz bitmediğini bilmek.

Bu yüzden hayat önüme anlam veremediğim bir parça bıraktığında artık uzun uzun olumlu tarafını aramıyorum. Bazen parçaya bakıyorum ve gerçekten hiçbir şey göremiyorum.

O zaman kendime aynı soruyu soruyorum:

  • “Ebru, sen şu anda sadece bir parçaya bakıyorsun. Acaba büyük resimde ne var?”
  • Sonra biraz zaman veriyorum.
  • Çünkü hayatın bazı cevapları hemen gelmiyor. Bazı parçaların ne olduğunu ancak diğer parçalar yanına geldiğinde anlıyoruz.

Ve bazen yıllarca hiçbir şeye benzetemediğimiz o küçük parça yerine oturduğunda dönüp sadece şunu söylüyoruz:

“Şimdi anladım.”
Tüm makaleler

Birlikte düşünelim

Kurumunuzun ihtiyacını birlikte değerlendirelim.

Hedeflerinizi, ekibinizi ve çalışma bağlamınızı dinleyelim; size uygun gelişim yaklaşımını birlikte netleştirelim.