İçeriğe geç
Partner Eğitim — Training & Coaching — ana sayfa

Kendine Liderlik & Psikolojik Sağlamlık

Bir Zamanlar Çok İstediğimiz Şeyler Neden Artık Bizi Mutlu Etmiyor?

4 dk okuma · Partner Eğitim

Bir şeyi çok istiyoruz. Yeni bir ev, daha iyi bir araba, terfi, daha yüksek gelir, güzel bir tatil, uzun zamandır hayalini kurduğumuz bir eşya… “Bir olsun, çok mutlu olacağım” diyoruz.

Oluyor. Gerçekten de mutlu oluyoruz.

Peki sonra ne oluyor?

Bir süre sonra o çok istediğimiz şey hayatımızın sıradan bir parçasına dönüşüyor. Yeni ev artık sadece evimiz, yeni araba arabamız, terfi yeni görevimiz oluyor. Tatilden dönüyoruz, fotoğraflar telefonda kalıyor ve zihnimiz çok geçmeden yeni bir hedef buluyor: “Şimdi sırada ne var?”

Psikolojide bunun bir adı var: Hedonik adaptasyon.

İnsan iyi olana da alışıyor

Hedonik adaptasyon, hayatımızdaki olumlu değişimlerin yarattığı heyecanın ve iyi oluş artışının zaman içinde azalabilmesini anlatıyor. Yeni olan tanıdık hale geliyor, farklı olan normalleşiyor.

Aslında bunun için psikoloji bilmeye de gerek yok. Kendi hayatımıza dönüp baktığımızda örneklerini kolayca bulabiliriz.

Bir zamanlar sahip olmak için çok heyecanlandığımız ama bugün gözümüze bile görünmeyen neler var?

İlk işe başladığımız günü düşünelim. Belki o işi almak için haftalarca bekledik. Telefon geldiğinde çok sevindik. Bir süre sonra işe gitmek hayatımızın olağan bir parçasına dönüştü. Çok istediğimiz bir eve taşındık. İlk günlerde her köşesine başka gözle baktık. Bir süre sonra duvardaki küçük çatlağa takılmaya başladık. Uzun zamandır istediğimiz bir şeyi satın aldık. İlk günlerde dikkatle kullandık, birkaç ay sonra masanın üzerinde duran herhangi bir eşyadan farkı kalmadı.

Bunda yanlış bir şey yok. İnsan zihninin değişen koşullara uyum sağlama kapasitesi hayatın önemli bir parçası. Ancak aynı kapasite, güzel olan şeyleri de zamanla görünmez hale getirebiliyor.

Mutluluk hep “şu da olursa”nın arkasında mı?

Bence mesele bir şey istememek değil. Ben hedef koymayı, hayal kurmayı, bir şeylerin peşinden gitmeyi seviyorum. İstemek bizi hareket ettirebilir, geliştirebilir, hayatımıza yön verebilir.

Sorun, mutluluğu sürekli bir sonraki hedefe bağladığımızda başlıyor.

“Şu da olursa…”
“Biraz daha kazanırsam…”
“Bu pozisyona da gelirsem…”
“Bunu da alabilirsem…”
“Bu dönem de bitsin…”

Bir bakıyoruz, hayat fark etmeden bir bekleme salonuna dönüşmüş. Bugün, yarın gerçekleşmesini beklediğimiz şeylerin hazırlığı gibi yaşanıyor.

Bir hedef gerçekleştiğinde bir süre seviniyoruz. Sonra yeni durum normalimiz oluyor ve çıta biraz daha ileri gidiyor. Bir zamanlar “Buna sahip olsam yeter” dediğimiz yerdeyken bu kez başka bir şey eksik görünmeye başlıyor.

Belki de “daha çok” meselesinin zor tarafı burada. Daha fazlasına sahip olma kapasitemiz kadar, sahip olduğumuz şeye alışma kapasitemiz de yüksek.

Bir zamanlar isteyip bugün sahip olduğum ne var?

Son zamanlarda “Daha ne istiyorum?” sorusunun yanına başka bir soru koymayı seviyorum:

“Bir zamanlar isteyip bugün sahip olduğum ama artık fark etmediğim ne var?”

Bu soruyu gerçekten düşününce cevaplar bazen şaşırtıcı oluyor.

Bir zamanlar hayalini kurduğumuz iş olabilir. Kendi paramızı kazanmak olabilir. Bugün şikâyet ettiğimiz ev, yıllar önce sahip olmak istediğimiz ev olabilir. Kendi kararlarımızı verebilmek, istediğimiz yere gidebilmek, sabah kahvemizi içtiğimiz küçük köşe olabilir.

Bazen de bunlar sahip olduğumuz eşyalardan çok hayatımızdaki insanlar ya da sıradanlaşmış deneyimler oluyor. Birlikte yemek yediğimiz ailemiz, arayabileceğimizi bildiğimiz bir arkadaşımız, sağlıklı biçimde kalkıp işe gidebilmek, yıllar içinde kurduğumuz hayat…

Burada “Elindekine şükret, daha fazlasını isteme” gibi bir yere gitmek istemiyorum. Bence insan hem sahip olduklarının kıymetini bilebilir hem de yenilerini isteyebilir.

Bunlar birbirinin karşıtı değil.

Asıl mesele, sürekli ileriye bakarken bugün hayatımızda bulunanların tamamen görünmez hale gelip gelmediği.

İş hayatında da aynı döngü var

İş hayatında da benzer bir döngüyü çok görüyorum.

“Bir yönetici olayım…”

Yönetici oluyoruz.

“Bir üst pozisyona geçeyim…”

Geçiyoruz.

“Bu hedefi de tutturayım…”

Tutturuyoruz.

Ama bir başarıyı gerçekten fark etmek ve kutlamak için kendimize neredeyse hiç zaman bırakmadan sıradaki hedefe geçiyoruz. Bir süre sonra çok yol almış olmamıza rağmen zihnimiz sürekli henüz ulaşamadığımız yere bakıyor.

Eğitimlerde bazen katılımcılara geçmişteki hallerini hatırlatmayı seviyorum. “Beş yıl önceki siz, bugünkü hayatınıza baksa ne görürdü?” diye soruyorum.

Bu soru bazen bakış açısını değiştiriyor. Çünkü bugün eksik gördüğümüz hayat, geçmişteki halimizin ulaşmaya çalıştığı hayat olabilir.

Bu, hedeflerimizden vazgeçmek anlamına gelmiyor. Tam tersine, yolumuza devam ederken geldiğimiz yeri de görebilmek anlamına geliyor.

Belki ihtiyacımız olan şey hedeflerimizi küçültmek değil; başardığımız ve sahip olduğumuz şeyleri yeniden görebilme becerimizi büyütmek.

Alıştığımız şeyi yeniden görebilir miyiz?

Hedonik adaptasyonu tamamen ortadan kaldırmak mümkün ya da gerekli değil. Uyum sağlamak insanın doğal özelliklerinden biri. Ancak alıştığımız şeyleri zaman zaman yeniden fark edebiliriz.

Bazen sahip olduğumuz bir şeyi kaybettiğimizde değerini çok net görüyoruz. Keşke görmek için her zaman kaybetmemiz gerekmese.

Belki arada bir durup kendimize birkaç soru sormak yeterli olabilir:

  • Bugün bana sıradan gelen ama bir zamanlar çok istediğim ne var?
  • Hangi başarım artık başarı gibi gelmiyor?
  • Hayatımda olmasına o kadar alıştığım için varlığını fark etmediğim kimler var?
  • Bugün sahip olduğum hangi imkân, beş yıl önceki halimi çok mutlu ederdi?

Bence mutluluk daha fazlasını istemekten vazgeçmek değil. Yeni hedeflerimiz olsun. Hayal kuralım. Daha iyisini isteyelim. Bir şeyleri değiştirmek ve geliştirmek için çabalayalım.

Ama arada bir geriye de bakalım.

Çünkü “daha çok” istemenin doğal bir sonu olmayabilir. Bir hedefin arkasından diğeri gelebilir. Zihnimiz çok hızlı bir şekilde “Şimdi sırada ne var?” diye sorabilir.

Belki o sorudan hemen önce başka bir soru sormayı öğrenebiliriz:

  • “Bir zamanlar çok istediğim ve bugün sahip olduğum halde artık görmediğim ne var?”
  • Çünkü bazen aradığımız şeylerin bazıları çoktan hayatımızdadır.
  • Sadece onlara alışmışızdır.

Kaynakça

  • Lyubomirsky, S., Sheldon, K. M. & Schkade, D. (2005). Pursuing Happiness: The Architecture of Sustainable Change. Review of General Psychology, 9(2), 111–131.
  • Sheldon, K. M. & Lyubomirsky, S. (2012). The Challenge of Staying Happier: Testing the Hedonic Adaptation Prevention Model. Personality and Social Psychology Bulletin, 38(5), 670–680.
Tüm makaleler

Birlikte düşünelim

Kurumunuzun ihtiyacını birlikte değerlendirelim.

Hedeflerinizi, ekibinizi ve çalışma bağlamınızı dinleyelim; size uygun gelişim yaklaşımını birlikte netleştirelim.