İçeriğe geç
Partner Eğitim — Training & Coaching — ana sayfa

Sunum, Eğiticilik & Öğrenme

Sunum Yaparken Heyecanı Yok Etmek mi, Yönetmek mi?

4 dk okuma · Partner Eğitim

“Sunum yaparken çok heyecanlanıyorum. Bunu nasıl yenebilirim?”

Sunum eğitimlerinde en sık karşılaştığım sorulardan biri bu.

Kalp hızlanıyor. Eller terliyor. Ses titreyebiliyor. Çok iyi bildiğimiz bir konu bir anda zihnimizden uçup gitmiş gibi geliyor. Daha sunuma başlamadan aklımızdan türlü düşünceler geçiyor:

  • “Ya unutursam?”
  • “Ya soruya cevap veremezsem?”
  • “Ya kötü görünürsem?”

Ve sonunda kendimize bir hedef koyuyoruz:

Heyecanlanmamalıyım.

Bence mesele tam da burada başlıyor. Çünkü sunum yaparken hedefimiz heyecanı tamamen ortadan kaldırmak olmak zorunda değil. Daha gerçekçi ve işe yarayan hedef, heyecan varken de sunum yapabilmeyi öğrenmek.

Heyecan neden geliyor?

Bir topluluğun önünde konuşmak günlük bir sohbetten farklıdır. İnsanların dikkati üzerimizdedir, performansımız değerlendirilebilir ve hata yapma ihtimalimiz vardır. Bedenimiz de bu duruma hazırlanır.

Kalbinizin daha hızlı atması, nefesinizin değişmesi ya da bedeninizde bir hareketlilik hissetmeniz tek başına “Bir şeyler ters gidiyor” anlamına gelmez.

Fakat çoğu zaman yaşadığımız fiziksel belirtilerin üzerine kendi yorumumuzu ekliyoruz.

“Kalbim hızlı atıyor, demek ki çok heyecanlandım.”
“Çok heyecanlandım, demek ki kötü konuşacağım.”
“Kötü konuşursam herkes fark edecek.”

Birkaç saniye içinde kalp atışından başarısızlık senaryosuna gidebiliyoruz.

Oysa aynı durumu başka türlü yorumlamak mümkün:

  • “Bedenim önemli bulduğum bir şey için hazırlanıyor.”
  • Bu düşünce heyecanı ortadan kaldırmaz. Ama onunla kurduğumuz ilişkiyi değiştirebilir.
  • “Heyecanlanma” demek neden pek işe yaramıyor?
  • Birine “Heyecanlanma” dediğimizde iyi niyetliyiz. Ama kişi zaten heyecanlı.

Hatta bazen kendimize söylediğimiz “Sakin ol, heyecanlanma” cümlesi üzerimizde yeni bir baskı yaratıyor. Şimdi yalnızca sunumu iyi yapmakla uğraşmıyoruz, bir de heyecanımızı saklamaya çalışıyoruz.

Harvard Business School’dan Alison Wood Brooks’un çalışmaları burada ilginç bir noktaya dikkat çekiyor. Performans öncesindeki kaygıyı “Sakinim” diyerek bastırmaya çalışmak yerine, yaşanan yüksek uyarılmayı “Heyecanlıyım” şeklinde yeniden değerlendirmek bazı performanslarda daha iyi sonuçlarla ilişkili bulunmuş.

Bunu değerli buluyorum.

Çünkü bazen ihtiyacımız olan şey bedenimizi tamamen sakinleştirmek değil, bedenimizde olan şeyi farklı okumak.

“Çok heyecanlıyım, kesin kötü olacak” yerine:

  • “Evet, heyecanlıyım. Çünkü birazdan benim için önemli bir şey yapacağım.”
  • Aynı kalp atışı.
  • Ama farklı bir anlam.
  • Dinleyici bizim kadar bizi izliyor mu?
  • Sunum öncesi heyecanın önemli kaynaklarından biri de bütün dikkatin üzerimizde olduğunu düşünmek.
  • “Ellerimin titrediğini görecekler.”
  • “Bir kelimeyi unutursam anlayacaklar.”
  • “Bir an durursam kötü görünecek.”
  • Sunum yapan kişi kendi bedenindeki en küçük değişikliği hissediyor. Dinleyici ise çoğu zaman bunların büyük bölümünün farkında bile değil.

Bir kelimeyi unuttuğunuzda bunu siz biliyorsunuz. Dinleyici bilmiyor. Planladığınız cümleyi farklı söylediğinizde bunu siz fark ediyorsunuz. Dinleyici sizin ilk planınızı bilmiyor.

Sunum eğitimlerinde katılımcılara sık sık söylediğim bir şey var:

Dinleyici sizin kafanızdaki senaryoyu bilmiyor.

Dolayısıyla sunumun “mükemmel versiyonuyla” gerçekte yaptığınız sunumu karşılaştıran çoğu zaman yalnızca sizsiniz.

Bu farkındalık bana göre önemli. Çünkü sunum sırasında yaptığımız küçük bir hatayı zihnimizde büyüttüğümüzde, asıl dikkatimizi de kaybediyoruz. Hata artık dinleyicinin değil, bizim gündemimiz oluyor.

Hazırlık heyecanı bitirmez ama belirsizliği azaltır

Heyecanı yönetmenin en güçlü yollarından biri hazırlık.

Ama hazırlıktan kastım sunumu defalarca okuyup cümleleri ezberlemek değil.

Sunuma nereden başlayacağınızı bilmek, ana mesajınızı netleştirmek, geçişlerinizi düşünmek, sürenizi bilmek ve mümkünse sunumu yalnızca zihninizde değil, sesli olarak prova etmek.

Çünkü zihnimizde çok güzel akan bir cümle, yüksek sesle söylediğimizde aynı şekilde akmayabilir.

Özellikle ilk birkaç dakikayı prova etmeyi çok önemsiyorum. Genellikle heyecanın en yoğun olduğu bölüm başlangıçtır. İlk cümlenizi ve nasıl başlayacağınızı biliyorsanız zihninizdeki belirsizlik biraz azalır.

Sonra bedeniniz de yavaş yavaş ortama uyum sağlamaya başlar.

Heyecanı yönetmenin yolu bazen daha fazla sunum yapmaktır

Sunum yapmaktan çekinen birinin doğal isteği kaçınmaktır.

“Mümkünse ben anlatmayayım.”
“Bu kısmı arkadaşım sunsun.”
“Bir dahaki sefere yaparım.”

Kısa vadede rahatlatıcıdır. Sunum yapmazsak heyecan da yaşamayız.

Fakat uzun vadede başka bir şey öğrenebiliriz:

“Sunum yapmak gerçekten kaçınmam gereken bir şey.”

Bu nedenle sunum becerisinin yalnızca okuyarak veya teknik öğrenerek gelişmediğini düşünüyorum. Bir noktada kalkıp yapmak gerekiyor.

Önce küçük bir toplantıda iki dakika konuşmak. Sonra ekibe kısa bir bilgilendirme yapmak. Ardından daha kalabalık bir gruba sunmak.

Her deneyimden sonra da “Heyecanlandım mı?” sorusundan önce şuna bakmak:

  • “Heyecanıma rağmen neyi yapabildim?”
  • Çünkü gelişim hiç heyecanlanmamak olmayabilir.
  • Heyecan varken devam edebilmektir.
  • İyi sunum yapan insanlar hiç heyecanlanmıyor mu?
  • Yıllardır sunum yapan insanların da sunum öncesinde heyecanlandığını görebilirsiniz.
  • Deneyim her zaman heyecanı sıfırlamaz. Ama onunla ne yapacağınızı öğretir.

Nefesinizi düzenlersiniz. Acele etmezsiniz. İlk cümlenizi bilirsiniz. Dinleyiciye bakarsınız. Bir yerde takılırsanız dünyanın sonu olmadığını deneyimlemişsinizdir.

Ve belki en önemlisi, dikkatinizi kendinizden mesajınıza ve dinleyicinize çevirmeyi öğrenirsiniz.

“Ben nasıl görünüyorum?”

yerine

“Ben burada ne anlatmak istiyorum?”

sorusu gelmeye başlar.

Bence sunum yaparken önemli dönüşümlerden biri tam da bu.

Çünkü bütün dikkatimizi kendimize verdiğimizde heyecanımızı büyütebiliriz. Dikkatimizi anlatmak istediğimiz mesaja ve karşımızdaki insanlara çevirdiğimizde ise sunum yeniden asıl amacına döner.

Belki de sunum öncesinde kendimize “Heyecanlanmamalıyım” demek yerine başka bir cümle söylemeliyiz:

  • “Heyecanlanabilirim. Yine de bunu yapabilirim.”
  • İyi sunum yapmak, hiçbir şey hissetmeden konuşmak değildir.
  • Hissettiğimiz şeye rağmen orada kalabilmek, mesajımızı verebilmek ve devam edebilmektir.
Tüm makaleler

Birlikte düşünelim

Kurumunuzun ihtiyacını birlikte değerlendirelim.

Hedeflerinizi, ekibinizi ve çalışma bağlamınızı dinleyelim; size uygun gelişim yaklaşımını birlikte netleştirelim.