İçeriğe geç
Partner Eğitim — Training & Coaching — ana sayfa

Sunum, Eğiticilik & Öğrenme

Eğitimde Herkesi Görüyoruz, Peki Kendimizi?

4 dk okuma · Partner Eğitim

Yıllardır eğitim veriyorum ve bazı cümleler var ki şirket, sektör ya da katılımcı profili değişse de pek değişmiyor. Bunlardan biri şu:

“Ebru Hanım, bu eğitimi aslında bizim yönetici almalı.”

Bu cümleyi duyduğumda genellikle gülümsüyorum. Çünkü hangi konuyu anlatıyor olursak olalım, bir noktada mutlaka karşımıza çıkıyor. Geri bildirim konuşuyoruz, “Bizim yönetici bunu hiç yapmıyor.” Dinlemeyi anlatıyoruz, “Keşke müdürüm burada olsaydı.” Delegasyona geliyoruz, “Bizde mümkün değil, bizimki hiçbir şeyi bırakmaz.”

Psikolojik güvenlik, motivasyon, iletişim, zor konuşmalar…

Bir süre sonra eğitim salonunda olmayan yöneticiler de eğitime katılmış oluyor. Hem de oldukça kalabalık bir grup olarak.

Üstelik bazen katılımcı gerçekten haklı.

Yöneticisi belki dinlemiyor, geri bildirim vermiyor, kontrolü bırakmıyor ya da çalışanına yeterince alan açmıyor. Bir insanın eğitimde öğrendiği bir davranışı iş hayatına taşıması da yalnızca kendi çabasına bağlı değil. Döndüğü ortam, kurumun kültürü ve yöneticisinin yaklaşımı bunu destekleyebilir de zorlaştırabilir de.

Ama bu cümleyi her duyduğumda benim aklımdan başka bir soru geçiyor:

Peki sen bu eğitimden ne alıyorsun?

Başkasını görmek neden bu kadar kolay?

Eğitimlerde bunu çok gözlemliyorum. Yeni bir model anlatıyorum, katılımcının yüzünde hemen bir tanıma ifadesi beliriyor:

“Bu tam bizim Ayşe.”

Bir davranıştan söz ediyoruz:

“Bizim ekip aynen böyle.”

Bir yönetici hatasını konuşuyoruz:

  • “İşte benim müdürüm!”
  • Bir bakmışız eğitimde Ayşe var, ekip var, müdür var, eş var, çocuklar bile var.
  • Bir tek biz yokuz.

Aslında bu çok insani bir durum. Başkasının davranışını dışarıdan görmek daha kolay. Kendimize baktığımızda ise işin içine niyetlerimiz, gerekçelerimiz ve koşullarımız giriyor.

Karşımızdaki sözümüzü kestiğinde “Dinlemiyor” diyoruz. Biz söz kestiğimizde “Ne demek istediğini zaten anlamıştım.”

Yöneticimiz sürekli kontrol ettiğinde “Bana güvenmiyor” diye düşünüyoruz. Biz ekibimizi kontrol ettiğimizde “İşin doğru yapılmasını sağlamam gerekiyor.”

Bir başkası geri bildirim vermediğinde bunun eksikliğini hemen fark ediyoruz. Peki bizim aylardır ertelediğimiz konuşmalar?

Aynı davranışa baktığımız halde, kendimize ve başkasına anlattığımız hikâye değişebiliyor.

Bilgiyi başkasına çevirmek çok rahat

Bir eğitimde yeni bir kavram öğrendiğimizde onu hemen çevremizdeki insanlarla eşleştirmek aslında oldukça keyifli.

İletişim tarzlarını öğreniyoruz, çevremizdekileri sınıflandırmaya başlıyoruz. Zor davranışları konuşuyoruz, aklımıza hemen bir isim geliyor. Dinleme hatalarını anlatıyoruz, kimin bizi dinlemediğini hatırlıyoruz.

Bilgi böyle kullanıldığında bize çevremizi açıklayan güzel bir araç veriyor.

Ama gelişim için bir noktada o aynayı çevirmek gerekiyor.

“Kim böyle davranıyor?” sorusundan önce ya da sonra şunu sorabilmek:

“Ben bunu ne zaman yapıyorum?”

İşte orası biraz daha zor.

Çünkü artık konu başkasının eksikleri değil, bizim davranışlarımız oluyor. Kendimizi haklı çıkardığımız yerleri, ertelediğimiz konuşmaları, otomatik tepkilerimizi, iyi niyetle yaptığımız ama karşı tarafta başka bir etki yaratan davranışlarımızı görmeye başlıyoruz.

Bence eğitim salonunda gerçek öğrenme biraz da bu noktada başlıyor.

Peki ya gerçekten sorun yöneticideyse?

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Her şeyi çalışanın üzerine bırakan bir bakış açısını doğru bulmuyorum.

Bazen gerçekten sorun yöneticidedir.

İnsanların sesini kısmış, hata yapmaktan korktuğu, sürekli kontrol edildiği, fikirlerin dinlenmediği bir ortam varsa bunun sorumluluğunu “Sen kendini geliştir” diyerek çalışana bırakamayız.

Liderin davranışı ekibin çalışma biçimini etkiler. Kurum kültürü de öğrenilen davranışların ne kadar hayata geçebileceğinde önemli bir rol oynar.

Dolayısıyla “Bu eğitimi yöneticim de almalı” diyen bir çalışan bazen son derece haklı olabilir.

Belki gerçekten almalı.

Ama onun alması gerektiği gerçeği, benim kendime bakma sorumluluğumu ortadan kaldırıyor mu?

Benim için asıl soru burada başlıyor.

Çünkü en zor koşullarda bile çoğu zaman küçük de olsa bize ait bir hareket alanı kalıyor.

Benim iletişimimde değiştirebileceğim ne var?

Vermediğim hangi geri bildirimi verebilirim?

Hangi konuşmayı erteliyorum?

Dinlemediğimi fark ettiğim anlar var mı?

Yöneticimden beklediğim hangi davranışı ben kendi çalışma arkadaşlarıma ya da ekibime göstermiyorum?

Bunlar büyük değişimler olmayabilir. Ama kendi etki alanımız tam da burada başlıyor.

Eğitimden çıkarken yanımıza kimi alıyoruz?

Yıllar içinde eğitime bakışımda en önemsediğim şeylerden biri bu oldu.

Bir eğitimden çıktığımızda aklımızda yalnızca “Bizim yönetici bunu yapmalı”, “Ayşe bunu duymalıydı” ya da “Bizim ekipte tam olarak bu sorun var” kalıyorsa çok şey öğrenmiş olabiliriz ama henüz kendimize dokunmamış olabiliriz.

Bence iyi bir eğitim insana yalnızca yeni bilgiler vermemeli. Kendi davranışına biraz daha yakından bakmasını da sağlamalı.

Bu nedenle artık “Bu eğitimi yöneticim de almalı” cümlesine itiraz etmiyorum.

Belki gerçekten almalı.

Hatta bazen ben de içimden “Evet, keşke burada olsaydı” diyorum.

Ama ardından başka bir soruyu daha önemsiyorum:

  • “Peki sen? Sen buradan ne alıp çıkacaksın?”
  • Çünkü değişmesini istediğimiz insanlar listesi uzadıkça kendi payımızı görmek zorlaşıyor.
  • Yöneticimizin, ekibimizin, çalışma arkadaşımızın değişmesini bekleyebiliriz. Bazıları gerçekten değişmeli de.

Ama gelişim çoğu zaman o listenin başına bir kişiyi daha eklediğimizde başlıyor:

Kendimizi.

Tüm makaleler

Birlikte düşünelim

Kurumunuzun ihtiyacını birlikte değerlendirelim.

Hedeflerinizi, ekibinizi ve çalışma bağlamınızı dinleyelim; size uygun gelişim yaklaşımını birlikte netleştirelim.