İçeriğe geç
Partner Eğitim — Training & Coaching — ana sayfa

Psikoloji, Beyin & İş Hayatı

Madem Nöroplastisite Var, Ben Neden Hâlâ Değişemiyorum?

5 dk okuma · Partner Eğitim

Nöroplastisite son yıllarda eğitimlerde, kişisel gelişim dünyasında ve sosyal medyada sık karşılaştığımız kavramlardan biri. En basit haliyle beynimizin yaşadıklarımız, öğrendiklerimiz ve tekrar ettiklerimiz doğrultusunda değişebilme kapasitesinden söz ediyoruz. Bu gerçekten umut verici. Çünkü beynimizin ve dolayısıyla davranışlarımızın değişmez olmadığını söylüyor.

Ama ben nöroplastisiteyi anlattığım eğitimlerde başka bir soru üzerinde durmayı seviyorum: Madem beynimiz değişebiliyor, biz neden değişmekte bu kadar zorlanıyoruz? Neden yıllardır “Bunu artık kafama takmayacağım” dediğimiz şeyi yine kafamıza takıyoruz? Bir eğitimden büyük bir farkındalıkla çıkıp birkaç gün sonra neden kendimizi aynı davranışı yaparken buluyoruz? Ne yapmamız gerektiğini gayet iyi bildiğimiz halde neden yapamıyoruz?

Belki de nöroplastisiteyi konuşurken önemli bir ayrıntıyı atlıyoruz. Beynin değişebilmesi, bizim istediğimiz yönde kendiliğinden değişeceği anlamına gelmiyor.

Beyin sadece istediğimiz şeyleri öğrenmiyor

Nöroplastisite bir garanti değil, bir kapasite. Üstelik beynimiz sadece iyi alışkanlıklarımızı öğrenmiyor. Her gerildiğimizde sesimizi yükseltiyorsak bunu da öğreniyor, zor bir konuşmayı her seferinde erteliyorsak bunu da. Toplantıda söylemek istediğimiz bir şey olduğu halde “Boş ver” diyerek susuyorsak, benzer durumlarda susmak giderek daha tanıdık bir seçeneğe dönüşüyor.

Ben bunu yıllardır kullanılan bir patikaya benzetiyorum. Bir tarlanın içinden hep aynı yoldan geçtiğinizi düşünün. Toprak ezilmiş, otlar kaybolmuş, yol belirginleşmiş. Artık yürürken nereye basacağınızı düşünmenize bile gerek yok. Sonra hemen yanında yeni bir yol açmaya karar veriyorsunuz. Yeni yolun sizi daha iyi bir yere götüreceğini biliyorsunuz ama otlar yüksek, taşlar var ve henüz ortada belirgin bir patika yok. Eski yol ise hemen yanınızda; tanıdık ve kolay.

Davranış değişimi de biraz böyle. Yeni yolu bilmek yetmiyor, o yoldan yürümek gerekiyor. Eski davranışlarımızın güçlü olmasının nedeni her zaman doğru olmaları değil; çok iyi öğrenilmiş olmaları.

Bilmek neden yetmiyor?

Bu konu benim için kişisel olarak da anlamlı. Yaklaşık yirmi yıldır iletişim, liderlik, stres ve davranış değişimi üzerine eğitim veriyorum. Dolayısıyla aktif dinlemenin ne olduğunu teorik olarak gayet iyi biliyorum. Ama bilmek insanı insan olmaktan çıkarmıyor.

Ben hızlı biriyim. Hızlı düşünür, hızlı karar verir, bir şey yapılacaksa mümkün olduğunca hızlı ilerlemeyi severim. Bunun iş hayatında bana çok faydası oldu. Ama aynı hızın zaman zaman sabırsızlığa dönüştüğünü de fark ettim. Karşımdaki insan bir konuyu anlatırken zihnim bazen ondan önce sonuca gidiyor. Ne söyleyeceğini tahmin edip içimden “Tamam, anladım” dediğim oluyor. Aktif dinleme eğitimi veren biri aktif dinlemeyi bilmiyor olabilir mi? Elbette biliyorum. Ama bilmek, davranışı otomatik olarak değiştirmiyor.

Bendeki değişim “Bundan sonra çok iyi dinleyeceğim” diye karar verdiğim gün başlamadı. Kendimi o anda yakalamaya başladığımda başladı: “Ebru, yine hızlandın.” Sonra küçük bir şey yapmaya çalıştım. Hemen cevap vermemek, karşımdakinin cümlesini gerçekten bitirmesine izin vermek ve bazen aklımdaki cevabı vermek yerine bir soru daha sormak.

Hâlâ eski davranışı gösterdiğim oluyor. Ama artık daha erken fark ediyorum. Benim için değişimin önemli göstergelerinden biri de bu oldu. Eski davranışın bir daha hiç ortaya çıkmaması değil, ortaya çıktığında onu daha erken fark edebilmek. Çünkü ancak fark ettiğimiz bir davranışın yerine başka bir davranış seçme şansımız oluyor.

Gerçek pratik hangisi?

Değişim konusunda anlamaya çok, uygulamaya ise bazen gereğinden az değer veriyoruz. Bir kitabı okuyup sınır koymanın neden önemli olduğunu anlayabilirim. Bir eğitimde “hayır” demenin yollarını öğrenebilirim. Hatta bununla ilgili çok iyi bir sunum bile yapabilirim. Ama hayır demekte zorlandığım kişi karşıma yeniden geldiğinde yine “Tamam, ben hallederim” diyorsam, yaptığım gerçek pratik hâlâ eski davranışın pratiğidir.

Değişim niyetle başlayabilir ama tekrarla güçlenir.

Bir de işin içine stres girdiğinde mesele zorlaşıyor. Sakin bir eğitim salonunda “Çalışanınız size bir problemle geldiğinde ne yaparsınız?” diye sorduğumda çoğu yönetici “Dinlerim, soru sorarım, anlamaya çalışırım” diyor. Sonra gerçek hayat başlıyor. Müşteri bekliyor, hedef baskısı var, telefon çalıyor ve çalışan aynı problemle geliyor. O anda ağızdan “Şimdi bunları konuşmayalım, dediğimi yap” çıkabiliyor.

Bu, kişinin öğrendiklerinin sahte olduğunu göstermez. Baskı altında eski ve iyi öğrenilmiş tepkilerimizin ne kadar kolay devreye girebildiğini gösterir. Bu nedenle yeni davranışı sadece sakin zamanlarda değil, yavaş yavaş gerçek hayatın zorlayıcı anlarında da deneyebilmek gerekiyor.

Değişimi fazla büyük mü tarif ediyoruz?

“Artık hiç sinirlenmeyeceğim”, “Bir daha ertelemeyeceğim”, “Her durumda sakin kalacağım.” Bunlar kararlı cümleler. Ama insan davranışı çoğu zaman böyle değişmiyor.

Gerçek değişim bazen çok daha küçük bir yerde başlıyor. Sinirlendim ama bu kez hemen cevap vermedim. Toplantıda konuşmaya çekindim ama yine de bir cümle söyledim. Ertelemek istedim ama beş dakika başladım. Sınır koymak zor geldi ama otomatik olarak “evet” demedim.

Bence değişimi değerlendirirken kendimize biraz daha gerçekçi sorular sormamız gerekiyor. Eskiden otomatik yaptığım şeyi artık fark ediyor muyum? Daha erken yakalıyor muyum? Tepkimle davranışım arasına küçücük de olsa bir seçim koyabiliyor muyum? Yeni davranışı eskisine göre biraz daha sık seçiyor muyum?

Bunlar küçük görünebilir. Oysa yeni yol tam da böyle oluşuyor.

Bugün beynime hangi yolu öğretiyorum?

Artık bir davranışımı değiştirmekte zorlandığımda “Bunu neden hâlâ yapıyorum?” sorusundan çok başka bir soruyu önemsiyorum: “Ben şu anda hangi yolu tekrar ediyorum?”

Sakin olmak istiyorum ama her gün telaşı tekrar ediyorsam, sınır koymak istiyorum ama her defasında “Tamam, ben yaparım” diyorsam, görünür olmak istiyorum ama sürekli geri çekiliyorsam; niyetimle pratiğim aynı şeyi söylemiyor.

Nöroplastisitenin bana göre en umut verici tarafı şu: Geçmişte öğrendiğimiz yol, gelecekte yürümek zorunda olduğumuz tek yol değil. Ama yeni yolun oluşması için oradan yürümemiz gerekiyor.

Bu nedenle nöroplastisiteyi “İstersek her şeyi değiştirebiliriz” gibi büyük bir vaat olarak görmüyorum. Bana söylediği şey daha sade ve daha gerçek: Beyin değişebilir. Ama hangi yolu güçlendirdiğimiz, büyük ölçüde hangi yolu tekrar tekrar kullandığımızla ilgilidir.

O halde belki de soru “Neden hâlâ değişemiyorum?” değil:

Bugün beynime hangi yolu öğretiyorum?

Kaynakça

  • Milbocker, K. A., Smith, I. F. & Klintsova, A. Y. (2024). Maintaining a Dynamic Brain: A Review of Empirical Findings Describing the Roles of Exercise, Learning, and Environmental Enrichment in Neuroplasticity from 2017–2023. Brain Plasticity.
  • Walker, M. P. & Stickgold, R. (2004). Sleep-Dependent Learning and Memory Consolidation. Neuron, 44(1), 121–133.
Tüm makaleler

Birlikte düşünelim

Kurumunuzun ihtiyacını birlikte değerlendirelim.

Hedeflerinizi, ekibinizi ve çalışma bağlamınızı dinleyelim; size uygun gelişim yaklaşımını birlikte netleştirelim.