İçeriğe geç
Partner Eğitim — Training & Coaching — ana sayfa

Sunum, Eğiticilik & Öğrenme

İyi Bir Eğitmen Olmak: Bilgiyi Anlatmak mı, İnsana Dokunmak mı?

4 dk okuma · Partner Eğitim

Geçenlerde hiç alakasız bir anda aklıma bir soru geldi: Bir gün eğitim vermeyi bırakırsam en çok neyi özlerim?

İlginçtir, aklıma önce anlattığım konular gelmedi. Liderlik, iletişim, geri bildirim, psikoloji… Yıllardır hayatım bunların içinde geçiyor. Ama insan bir işi uzun süre yapınca yalnızca yaptığı işi değil, o işin etrafında oluşan küçük ritüelleri ve insanlarla kurduğu bağı da seviyor.

Ben eğitim sabahlarını çok seviyorum. Katılımcılardan biraz önce salona girmeyi, henüz sandalyeler boşken bilgisayarımı açmayı, sunuma son kez bakmayı, flipchart kalemlerini tek tek denemeyi… Sonra kahvemi alıp bir kenara koyuyorum. Büyük ihtimalle birkaç saat sonra tamamen soğumuş halde bulacağımı bile bile.

Bir süre sonra kapı açılıyor ve insanlar gelmeye başlıyor.

Bence eğitmenlik de tam o anda başlıyor.

Eğitim slayt açıldığında başlamıyor

İsimliklere bakıp isimleri aklımda tutmaya çalışırken bir yandan da insanları gözlemliyorum. Kim hemen sohbete giriyor, kim sessizce etrafına bakıyor, kim en arkaya oturuyor…

Yıllardır insan davranışını anlatıyorum ama insanları hâlâ çok merak ediyorum. Sabah biraz mesafeli duran birinin öğleden sonra kendi hikâyesini anlatmasını, “Ben pek konuşmam” diyen birinin bir süre sonra sohbete katılmasını, hiç beklemediğim birinden çok güzel bir soru gelmesini seviyorum.

Çünkü her eğitim grubunun kendine ait bir hali var. Aynı eğitimi, aynı sunumla iki farklı gruba verdiğinizde bile aslında aynı eğitimi vermiyorsunuz.

İyi bir eğitmenin önemli becerilerinden biri de burada başlıyor: İçeriği anlatırken odada ne olduğunu görebilmek.

Grubun enerjisi düştü mü? Birisi bir konuda takıldı mı? Hep aynı kişiler mi konuşuyor? Sessiz kalanların söyleyecek bir şeyi var mı? Verdiğiniz örnek karşılık buldu mu?

Bazen sunumdaki bir sonraki slayttan daha önemli olan, o anda odada olup bitendir.

Bilmek başka, öğretebilmek başka

Bir konuda çok bilgili olmak elbette önemli. Ama yıllar içinde şunu çok net gördüm: Bir şeyi çok iyi bilmek, onu mutlaka iyi öğretebildiğimiz anlamına gelmiyor.

Karşımızdaki yetişkinin zaten bir hayat deneyimi, iş yapma biçimi, doğruları, itirazları ve alışkanlıkları var. Eğitime boş bir sayfa olarak gelmiyor. Bu nedenle yetişkin eğitiminde yalnızca “Ben ne anlatacağım?” sorusu yetmiyor.

“Bu insan anlattığım şeyle kendi hayatı arasında nasıl bir bağ kuracak?” sorusu çok daha önemli.

Bazen çok iyi hazırlanmış bir slayt bunu yapmıyor ama doğru zamanda sorulan tek bir soru yapıyor. Katılımcı kendi yaşadığı bir olayı anlatıyor, başka biri ona farklı bir açıdan bakıyor ve bir anda konu herkes için gerçek hale geliyor.

İşte o an bilgi, sunumdan çıkıp hayata karışıyor.

Bazen en önemli konuşma molada başlıyor

Kahve molalarını bu nedenle seviyorum.

Birisi kahvesini alıp yanıma geliyor ve “Ebru Hanım, az önce söylediğiniz bir şey var ya…” diye başlıyor.

Bu cümleyi yıllar içinde çok duydum ama arkasından ne geleceğini hiçbir zaman bilmiyorum. Bazen yöneticisini anlatıyor, bazen ekibindeki birini, bazen çocuğunu, bazen de kendisini.

Eğitimde konuştuğumuz bir konu bir anda slayttan çıkıp gerçek bir insanın hayatına değiyor. Katılımcı artık yalnızca dinlemiyor; duyduğu bilgiyle kendi deneyimi arasında bir bağ kuruyor.

Sanırım mesleğimin en sevdiğim taraflarından biri de bu. Çünkü öğrenmenin gerçekten başladığını çoğu zaman tam o anda hissediyorum.

İyi eğitmen her şeyi anlatan kişi midir?

Eğiticinin Eğitimi programlarında üzerinde özellikle durduğum konulardan biri şu: Eğitmenin görevi elindeki bütün bilgiyi katılımcıya aktarmak değildir.

Bazen daha az anlatıp daha iyi bir soru sormak gerekir. Bazen sessiz kalıp grubun düşünmesine izin vermek. Bazen planladığınız akışı biraz değiştirip odanın ihtiyacını takip etmek.

Flipchart kullanmayı bu yüzden seviyorum. Anlatırken bir ok başka bir oka bağlanıyor, yanına bir yuvarlak, sonra bir kutu geliyor. Günün sonunda ortaya bazen benim bile yeniden bakmam gereken bir görüntü çıkıyor.

Ama bir katılımcı telefonunu çıkarıp o flipchartın fotoğrafını çekiyorsa içim rahatlıyor.

Demek ki o karmaşanın içinde bir şey bir yere değmiş.

İyi eğitmenlik biraz da “Ben anlattım mı?” sorusundan çok, “Karşı tarafta ne oldu?” sorusuyla ilgilenmek.

Eğitimden geriye ne kalıyor?

Günün sonunu da seviyorum. Sabah birbirine biraz yabancı olan insanlar artık birbirleriyle şakalaşıyor. Son sorular soruluyor, fotoğraflar çekiliyor. Bazen biri kapıdan çıkarken dönüp “Çok iyi geldi” diyor.

Sonra salon yavaş yavaş boşalıyor. Ben kalemlerimi topluyor, bilgisayarımı kapatıyor ve masada gün boyu yarım kalmış kahvemi buluyorum.

Yıllar içinde binlerce insanla yollarımız böyle kesişti. Kimiyle birkaç saat, kimiyle birkaç gün aynı odada kaldık. Çoğuyla bir daha hiç karşılaşmadık. Ama bazılarının yıllar önce anlattığı bir hikâyeyi ben hâlâ hatırlıyorum. Belki onlar da benim söylediğim bir cümleyi hatırlıyordur.

İyi bir eğitimden geriye bütün slaytların hatırlanmasını bekleyemeyiz. Ama bazen bir soru kalır. Bir farkındalık kalır. Bir davranışı başka türlü deneme isteği kalır.

Bir gün eğitim vermeyi bırakırsam PowerPoint'i çok özleyeceğimi sanmıyorum. Sabah trafiğini hiç özlemem. Ama boş bir eğitim salonuna herkesten önce girmeyi, ilk kahvemi, flipchart kalemlerimi, isimlikleri, kahve arasında başlayan o plansız sohbetleri ve insanların yüzündeki “Ben bunu hiç böyle düşünmemiştim” ifadesini özlerim.

Ama galiba en çok şunu özlerim:

Hiç tanımadığım insanlarla bir odaya girip birkaç saat sonra o odadan birbirimizde küçük bir iz bırakarak çıkmayı.

Belki iyi eğitmenliğin özü de tam burada.

Ne kadar anlattığımızda değil, anlattıklarımızın karşı tarafta neye dönüştüğünde.

Tüm makaleler

Birlikte düşünelim

Kurumunuzun ihtiyacını birlikte değerlendirelim.

Hedeflerinizi, ekibinizi ve çalışma bağlamınızı dinleyelim; size uygun gelişim yaklaşımını birlikte netleştirelim.