İçeriğe geç
Partner Eğitim — Training & Coaching — ana sayfa

Kendine Liderlik & Psikolojik Sağlamlık

İş Hayatında Seni Ne Tetikliyor?

4 dk okuma · Partner Eğitim

Aynı olay neden birimizi çok etkilerken diğerimizi neredeyse hiç etkilemez?

Toplantıda söylediğiniz bir fikir eleştiriliyor. Bir kişi bunu farklı bir bakış açısı olarak değerlendirip toplantıdan çıkıyor. Bir başkası ise gün boyunca aynı konuşmayı düşünüyor: “Acaba yanlış mı söyledim?”, “Beni yetersiz mi buldular?”, “Başka türlü mü anlatmalıydım?”

Ya da birlikte çalıştığınız biri bir işi sizin yapacağınızdan farklı bir şekilde yapıyor. Sonuçta ciddi bir problem yok ama yine de içiniz rahat etmiyor. Süreci kontrol etmek, ne yaptığını görmek, gerektiğinde müdahale etmek istiyorsunuz.

Bazen de tam tersi oluyor. Söylemeniz gereken bir şey var. Rahatsızsınız, belki sınırınız aşılmış, belki de açıkça “hayır” demeniz gerekiyor. Ama bu kez de “Şimdi ortamı germeyeyim” diyerek konuşmayı erteliyorsunuz.

Aslında yaşadığımız olay kadar, o olayın bizde neye dokunduğu da önemli.

İş hayatında hepimizin daha hassas olduğu bazı alanlar var. Kimimiz hata yapmaktan daha fazla etkileniyoruz, kimimiz eleştirilmekten. Bazılarımız kontrolü kaybettiğinde huzursuz oluyor, bazılarımız içinse birinin bizden memnun olmadığını düşünmek çok daha zor. Kimi çatışmadan uzak durmaya çalışıyor, kimi de ne kadar zorlanırsa zorlansın bunu çevresine göstermemeyi tercih ediyor.

Üstelik bu eğilimlerin önemli bir kısmı ilk bakışta olumsuz özellikler gibi görünmüyor. Hatta çoğu zaman güçlü taraflarımızla yan yana duruyor.

Yüksek standartları olan bir insan işini özenli yapar. Detayları görür, kolay kolay “oldu” demez. Bu önemli bir güçtür. Ama bu özellik fazla devreye girdiğinde yaptığı hiçbir iş yeterince iyi gelmemeye başlayabilir. İş bitmiştir ama zihninde hâlâ bitmemiştir.

Sorumluluk duygusu yüksek bir insan işlerin yolunda gitmesini önemser. Takip eder, sahiplenir. Fakat belirsizlik arttığında bu sorumluluk duygusu kontrol etme ihtiyacına dönüşebilir. “Ben bakmazsam bir şeyler ters gidebilir” düşüncesi devreye girer.

İnsan ilişkilerine önem veren biri çevresindekilerin duygularına karşı duyarlıdır. Fakat bu duyarlılık bazen başkalarını üzmemek adına söylemesi gerekenleri söylememesine, gereğinden fazla “evet” demesine ya da zor konuşmaları ertelemesine neden olabilir.

Güçlü görünmek de böyledir. Zor zamanlarda ayakta kalabilmek, çözüm üretmek ve dayanıklı olmak önemli bir güçtür. Ama insan sürekli güçlü görünmek zorunda olduğunu düşündüğünde yardım istemek, “Bilmiyorum” demek veya “Burada zorlanıyorum” diyebilmek giderek güçleşebilir.

Dolayısıyla mesele bu özelliklerin iyi ya da kötü olması değil. Mesele, hangi özelliğimizin hangi durumda dozunun yükseldiğini fark edebilmek.

Çünkü tetiklendiğimiz anlarda çoğu zaman otomatik pilota geçiyoruz.

Bazen bunun için büyük bir olay yaşanmasına bile gerek yok. Bir e-posta, beklemediğimiz bir soru, birinin yüz ifadesi, toplantıda söylenen tek bir cümle ya da aldığımız kısa bir geri bildirim yeterli olabiliyor.

Olay gerçekleşiyor ve zihnimiz çok hızlı bir anlam üretiyor:

  • “Yeterince iyi yapamadım.”
  • “Bana güvenmiyorlar.”
  • “Ben takip etmezsem bu iş olmaz.”
  • “Yanlış bir şey söylemeyeyim.”
  • “Benden memnun değil.”
  • “Zorlandığımı belli etmemeliyim.”

Bu düşünceler o kadar hızlı ortaya çıkıyor ki çoğu zaman onları düşünce olarak bile fark etmiyoruz. Gerçekmiş gibi kabul ediyor ve ardından davranışımızı değiştiriyoruz. Daha fazla kontrol ediyor, geri çekiliyor, savunmaya geçiyor, konuşmayı erteliyor, tekrar tekrar düşünüyor ya da gereğinden fazla sorumluluk alıyoruz.

İşte tam bu noktada kendimizi tanımak önemli hale geliyor.

Kendini tanımak yalnızca “Benim güçlü yönlerim nelerdir?” sorusuna cevap verebilmek değildir. Hangi durumların bizi daha hızlı etkilediğini, baskı arttığında hangi düşüncenin zihnimizde daha kolay ortaya çıktığını ve ardından hangi davranışa yöneldiğimizi bilmek de kendimizi tanımanın önemli bir parçasıdır.

Burada amaç bir daha hiç tetiklenmemek değil. Böyle bir hayat zaten pek mümkün değil.

Ama tetiklendiğimiz anı biraz daha erken fark edebiliriz.

“Şu anda gerçekten çözülmesi gereken bir problem mi var, yoksa kontrol ihtiyacım mı yükseldi?”
“Bu işi gerçekten geliştirmeye mi çalışıyorum, yoksa yeterince iyi olan bir şeyi mükemmel hale getirmeye mi uğraşıyorum?”
“Bu konuşmayı yapmak için gerçekten doğru zamanı mı bekliyorum, yoksa çatışmadan mı kaçıyorum?”
“Bu kararı değiştirmek istememin nedeni yeni bir bilgi mi, yoksa karşı tarafın beni onaylamaması mı?”

Bu soruların her biri otomatik tepkiyle davranışımız arasına küçük bir mesafe koyar.

Ve çoğu zaman değişim tam da o mesafede başlar.

Belki her şeyi kontrol etmek yerine bu kez bir şeyi akışına bırakırız. Belki bir işi mükemmel hale getirmek için bir saat daha harcamak yerine “Bu kadarı yeterince iyi” deyip tamamlarız. Belki uzun süredir ertelediğimiz bir konuyu büyümeden konuşuruz. Belki “Ben hallederim” demek yerine birinden destek isteriz.

Küçük görünebilir.

Ama davranışlarımızı değiştiren şey her zaman büyük kararlar değildir. Bazen yıllardır otomatik yaptığımız bir şeyi bir kez farklı yapmayı denemektir.

Bu nedenle zaman zaman kendimize şu soruyu sormanın değerli olduğunu düşünüyorum:

İş hayatında beni en hızlı ne tetikliyor ve tetiklendiğimde ben ne yapıyorum?

Bu sorunun cevabı her zaman hoşumuza gitmeyebilir. Ama kendimizle ilgili önemli bir şey gösterebilir.

Partner Tetikleyiciler Pusulası’nı da tam olarak bu düşünceden yola çıkarak hazırladım. İş hayatında daha hızlı devreye giren bazı eğilimlerimizi fark etmek, hangi durumlarda otomatik pilota geçtiğimizi görmek ve belki bir sonraki sefer küçük bir şeyi farklı yapmayı denemek için.

Çünkü kendimizi tanımak, kendimize bir etiket koymak değildir.

Kendimizi biraz daha erken fark edebilmektir.

PusulalarTetikleyiciler Pusulası’nı deneyin Tüm makaleler

Birlikte düşünelim

Kurumunuzun ihtiyacını birlikte değerlendirelim.

Hedeflerinizi, ekibinizi ve çalışma bağlamınızı dinleyelim; size uygun gelişim yaklaşımını birlikte netleştirelim.