İçeriğe geç
Partner Eğitim — Training & Coaching — ana sayfa

İletişim, Dinleme & Geri Bildirim

Bazen Bir İlişkinin İhtiyacı Daha Fazla Konuşmak Değil, Gerçekten Orada Olmaktır

4 dk okuma · Partner Eğitim

2010 yılında performans sanatçısı Marina Abramović, New York Modern Sanat Müzesi'nde son derece sade görünen bir şey yaptı. Bir sandalyeye oturdu ve karşısına gelen insanlarla konuşmadan, yalnızca göz teması kurarak orada kaldı. The Artist Is Present adı verilen performans yaklaşık üç ay sürdü. İnsanlar saatlerce sıra bekledi; karşısına oturanların bazıları gülümsedi, bazıları uzun süre sessiz kaldı, bazıları ise ağladı.

Ortada bir konuşma yoktu. Tavsiye yoktu. Bir sonraki cümleyi hazırlama telaşı yoktu. Sadece iki insan ve aralarında bölünmemiş bir dikkat vardı.

Bu performansın insan ilişkileri açısından bana düşündürdüğü çok temel bir şey var: Bir insana bakmakla onu gerçekten görmek aynı şey değil.

Çok konuşuyoruz ama gerçekten temas ediyor muyuz?

Bugün iletişim kurmak için elimizde sayısız araç var. Mesajlaşıyoruz, görüntülü konuşuyoruz, toplantılara giriyoruz, gün boyunca onlarca insanla temas ediyoruz. Fakat iletişimin artması, birbirimize ayırdığımız dikkatin de arttığı anlamına gelmiyor.

Aynı evdeyiz ama telefonlarımızdayız. Bir arkadaşımız bize bir şey anlatırken dinliyoruz ama zihnimizin bir tarafı vereceğimiz cevabı hazırlıyor. Çocuğumuza “Seni dinliyorum” diyoruz ama gözümüz ekranda. Toplantılarda birbirimizin söylediklerini duyuyoruz fakat bazen gerçekten anlamaya çalışmaktan çok kendi fikrimizi söylemek için sıramızı bekliyoruz.

Bu yüzden ilişkilerimizin önemli sorunlarından birinin yalnızca iletişimsizlik olduğunu düşünmüyorum. Bazen asıl sorun dikkatimizi birbirimize verememek. Bir insan konuşurken fiziksel olarak yanında olabiliriz ama zihinsel olarak bambaşka bir yerde bulunabiliriz. Bedenimiz oradadır; dikkatimiz değildir.

Dinlemek neden bu kadar zor?

Yıllardır iletişim eğitimlerinde aktif dinlemeyi anlatıyorum. Kâğıt üzerinde oldukça basit görünüyor: Karşındakine odaklan, sözünü kesme, anlamaya çalış, soru sor. Gerçek hayatta ise iş biraz değişiyor.

Çünkü dinlerken sadece karşımızdaki kişinin sesiyle değil, kendi zihnimizle de uğraşıyoruz. “Ben olsam ne yapardım?”, “Bunun cevabını biliyorum”, “Birazdan şunu söylemeliyim…” İçeride başka bir konuşma devam ediyor.

Özellikle karşımızdaki insan bir problem anlatıyorsa çözüm üretmeye çok hızlı geçiyoruz. Bunu çoğu zaman iyi niyetle yapıyoruz. Yardım etmek istiyoruz, tecrübemiz varsa çözümü görüyoruz ve hemen paylaşmak istiyoruz.

Ama bazen insanın ihtiyacı çözüm değildir. Bazen anlatmak ister. Bazen düşüncelerini toparlamak ister. Bazen de karşısındaki insanın hemen bir hüküm vermeden onu anlamaya çalıştığını hissetmek ister.

Belki de iyi dinlemenin en zor taraflarından biri burada başlıyor: Her duyduğumuz şeyi düzeltmek zorunda olmadığımızı kabul etmek.

Bir insan gerçekten dinlendiğinde ne olur?

Abramović performans sonrasında verdiği bir röportajda ilginç bir gözleminden söz ediyor. İnsanların karşısında otururken bir süre sonra onların kendilerine dönmeye başladıklarını anlatıyor ve kendi rolünü bir tür ayna olmaya benzetiyor.

Bu düşünceyi çok anlamlı buluyorum. Çünkü gerçekten dinlendiğimizde yalnızca karşımızdaki insanla değil, bir anlamda kendimizle de temas ediyoruz.

Bazen bir arkadaşımıza bir meseleyi anlatırken ne düşündüğümüzü konuşmanın ortasında fark ederiz. Bazen bir yönetici çalışanına hemen çözüm vermek yerine birkaç iyi soru sorduğunda çalışan kendi cevabını bulur. Bazen de karşımızdaki hiçbir şey söylemeden bizi dinlediğinde, içimizde dolaşan bir düşünce ilk kez netleşir.

İyi dinleyen insan her zaman en doğru cümleyi kuran kişi değildir. Bazen sadece acele etmeyen kişidir. Sessizliği hemen doldurmaz, karşısındaki düşünürken bekleyebilir ve konuşmanın yönünü sürekli kendisine çevirmek yerine merakını korur.

Bunlar küçük davranışlar gibi görünse de ilişkide yarattıkları his güçlüdür: “Burada bana yer var.”

İş hayatında da görülmeye ihtiyacımız var

Bu mesele sadece özel ilişkilerimizle ilgili değil. İş hayatında da benzer bir durum var. Bir çalışan yöneticisine bir problemle geldiğinde yöneticinin ilk refleksi çoğu zaman çözmek oluyor. Çünkü yöneticiden hızlı olması, cevap vermesi ve yol göstermesi bekleniyor.

Oysa çalışan daha cümlesini bitirmeden çözüm geldiğinde başka bir mesaj da alabilir: “Senin düşünmene gerek yok, cevabı ben biliyorum.”

Aynı durum geri bildirim konuşmalarında da yaşanıyor. Karşımızdakinin davranışını değiştirmesini istiyoruz ama onun bakış açısını gerçekten dinlemeden konuşmanın büyük bölümünü kendimiz yapıyoruz. Sonra da “Anlattım ama anlamadı” diyoruz.

Belki de bazı konuşmalardan önce kendimize başka bir soru sormamız gerekiyor: Ben bu konuşmaya anlatmaya mı geldim, anlamaya mı?

Elbette yöneticinin konuşması, karar vermesi ve yönlendirmesi gereken zamanlar var. İyi dinlemek her konuda sessiz kalmak anlamına gelmiyor. Mesele, konuşmadan önce gerçekten ne olduğunu anlayacak kadar orada kalabilmek.

Bölünmemiş dikkat

Dikkat bugün en kolay dağılan kaynaklarımızdan biri. Telefon bildirimleri, mesajlar, toplantılar, yapılacak işler ve zihnimizde aynı anda dolaşan onlarca konu arasında bir insana birkaç dakika boyunca gerçekten odaklanmak düşündüğümüzden daha zor.

Belki tam da bu yüzden daha kıymetli.

Birine zaman ayırmak yalnızca aynı ortamda bulunmak değildir. Telefonu bir kenara bırakmak, gözümüzü karşımızdaki insana çevirmek, cümlesini tamamlamasına izin vermek ve hemen kendi hikâyemize geçmemek de o zamanın bir parçasıdır.

Bazen iyi bir ilişkinin en değerli cümlelerinden biri aslında söylenmeyen bir cümledir:

“Buradayım. Acelem yok. Seni gerçekten dinliyorum.”

Marina Abramović'in performansı bana tam da bunu hatırlatıyor. İlişkilerimizi güçlendirmek için her zaman daha fazla konuşmaya, daha doğru cümlelere ya da daha iyi tavsiyelere ihtiyacımız olmayabilir. Bazen yapabileceğimiz en iyi şey çok daha sade: Karşımızdaki insana birkaç dakika boyunca bölünmeden dikkatimizi vermek.

Çünkü bir insanı gerçekten görmek için yalnızca ona bakmak yetmez.

Bazen gerçekten orada olmak gerekir.

Tüm makaleler

Birlikte düşünelim

Kurumunuzun ihtiyacını birlikte değerlendirelim.

Hedeflerinizi, ekibinizi ve çalışma bağlamınızı dinleyelim; size uygun gelişim yaklaşımını birlikte netleştirelim.